Message Icon
E-Posta Adresi
info@sedefhastaligi.com
Phone Icon
Hasta Bilgi ve Randevu
+90 212 677 24 24
Herpes Zoster, gece yanığı genellikle eritemli ve ödemli bir zemin üzerinde grup halindeki ağrılı veziküllerle karakterize viral bir tablodur.

Zona hastalığı, suçiçeği hastalığına neden olan Varicella zoster virüsünden kaynaklanır. Daha önce suçiçeği geçirmiş hemen her birey zona hastalığına yakalanabilir. Ancak suçiçeği geçiren herkes zona geliştirmez. Suçiçeği iyileştikten sonra virüs sinir sistemine yerleşerek yıllarca uykuda kalabilir. Bir süre sonra tekrar aktif hale geçebilen virüs, bireyin cildine uzanan sinir yolları boyunca ilerleyerek zona hastalığına neden olabilir.
Sınırları belirgin, pembe-kırmızı, kabarık, kaşıntılı, 24 saatte kaybolan ödemli papül ve plaklarla seyreden allerjik bir hastalık. Bu terimin, dokunulduğunda kızarıklık ve kaşıntıya neden olan, ısırgan otu “urtica ureus” un bir türevi olduğu kabul edilmektedir. Ürtiker kaşıntı, kızarma, kabarma ve kaybolma bulgularıyla seyreden papül ve plaklarla karakterize hastalıktır.
Kronik kurdeşenin belirtileri ve semptomları arasında en yaygın olanı, vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkabilecek kızarık veya cilt renginde lekelerdir. Bunun yanı sıra boyutları değişiklik gösteren, gün içerisinde belirip kaybolan kabarıklıklar ile oldukça sert kaşınma da bir diğer belirtidir.
Dudaklarda, göz kapaklarında ve boğaz içinde ağrılı şişme, yani anjiyo ödem de görülebilir. Yorulma, stres, sıcaklama ve egzersiz esnasında kurdeşen belirtilerinin şiddetlendiği gözlemlenmiştir.

Kronik ürtiker altı haftadan daha uzun süre kesintisiz devam ederek yıllar içinde tekrarlayabilir, ancak kısa süreli yani akut ürtiker aniden ortaya çıkar ve birkaç hafta içerisinde seyrini tamamlayarak kaybolur.
Ürtikere neden olan yiyecekler: Dr MEHMET İLTEBER BAHADIR, meyve olarak ; muz, çilek kivi, kabuklu yemiş, soya, deniz ürünü, baharat, süt ürünleri, çay, çikolata gibi yiyeceklerimizin içerisinde değişik renklendiriciler, antioksidanlar, ilaçlar, hormonlar ve enzimler bulunabilmekte olduğunu söyledi.
İlk tanımlayan Dermatolog Dr Hulusi Behçettir. 1937 yılında trisemptom olarak tanımlamıştır. Behçet hastalığı (BH) Türkiye, Akdeniz ülkeleri, Ortadoğu, asya ülkeleri, Japonya ve Korede sık rastlanan bir hastalıktır.
20-40 yaş arasında sık görülmekle birlikte juvenil çağda ve daha ileri yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir.
Ağızda aft olacak ve şunlardan en az 2 si bulunacak; göz tutulumu, deri tutulumu, genital ülser, paterji (+)‟liği.

Ayırıcı tanı: BH ile ayırıcı tanıda güçlük çekilen hastalıkların başında Reiter sendromu gelmektedir (üretrit, artrit, konjonktivit). Reiter sendromunda ürogenital ülserler ağrısızdır. Gözde genellikle konjonktivit görülür, anterior üveit seyrektir.
Lepra basili ile oluşan kronik seyirli bir enfeksiyon hastalığıdır. Bulaşma şekli kesin olarak bilinmemesine karşın solunum yolu ile bulaşma en çok kabul edilenidir. Basilin giriş yeri zedelenmiş deri veya mukozadır. Hastaların yatağında yatmak, çamaşırlarını ve tuvalet malzemelerini kullanmanın da bulaşmada rol oynayabileceği bildirilmiştir. Sindirim sistemi yolu ve özellikle tropikal bölgelerde böcekler aracılığı ile indirekt bulaşmanın da söz konusu olabileceği düşünülmektedir.
Bakteri çok yavaş çoğalır, inkübasyon periyodu 5 yıl kadardır. Semptomların görülmesi bazen 25 yılı bulabilmektedir. Kişinin lepraya yakalanabilmesi için, bazı koşulların birarada olması gereklidir; doğuştan predispozisyon ve çocuk yaşta olma. Doğuştan predispozisyon: lepra, ancak hastalığa doğuştan yatkın olan kişilerde ortaya çıkar. Çocuk yaşta olma: endemik bölgelerde hastalık, sıklıkla çocuklarda görülür, fakat 2-7 yıl gibi uzun bir kuluçka süresi ve ilk belirtilerin gözden kaçması nedeniyle tanı erişkin yaşta konur. Kötü hijyen koşulları, kalabalık aileler, tek odalı evler ve kötü beslenme gibi faktörlerde bulaşmayı etkiler.
Sık görülen, dağılımda özel lokalizasyon gösteren, izole veya gruplar halinde papüllerle karakterize, kronik seyirli dermatozdur. Sebepleri net olarak bilinmemektedir. Enfeksiyonlar (viruslar; hepatit), psikolojik, genetik, enzimler, immunolojik faktörler, ilaçlar (antihipertansifler, antimalaryaller, antiinflamatuar, antibiyotikler) sebep olabilir. Irk ayrımı, cins ayrımı yok, en çok 25-50 yaşlarda görülür.
Gastrointestinal sistem hastalıkları, maligniteler (mide, lenfosarkom, retikulum hücre sarkomu, nöroblastom), bunların yanı sıra DR. MEHMET İLTEBER BAHADIR; ülseratif kolit, karaciğer hastalığı gibi otoimmun hastalıklar ile birliktelik gösterebileceğini belirtti.
Dermatit ve ekzema eş anlamlıdır. Deride enflamasyon anlamına gelir. Epidermis ve üst dermisin zararlı sayılan bir uyarana karşı verdiği enflamatuar yanıttır. Tüm ekzemalarda ortak yakınma; kaşıntıdır.

Alerjik kontak dermatit (AKD), İrritan dermatit (İD): “akut” irritan dermatit, “birikim” dermatiti demektir. (ev hanımı dermatiti, bebek bezi dermatiti). 3-Atopik dermatit. 4-Diğer dermatitler: Nörodermatit, seboreik dermatit, staz dermatiti, numuler dermatit.

Halk arasında sedef hastalığı olarak bilinir. Keskin sınırlı eritemli plak ve papüllerle karakterize üzeri sedefi renkte skuamlarla kaplı kronik bir hastalıktır.
Net bilinmemektedir. Kalıtım, psikosomatik mekanizma, travma, enfeksiyon odakları (özellikle streptokoksik üst solunum yolu), bazı ilaçlar (antimalaryal ilaçlar, lityum, beta blokerler, non-steroid antienflamatuar ilaçlar) sebep olabilir. DR. Mehmet İlteber Bahadır , Otoimmün sistemin bozukluğunun psöriazis(sedef) hastalığının da sebebi olabileceğini söylüyor.
Kontakt dermatit (KD): KD; bir irritanın/allerjenin deriye teması ile ortaya çıkan “inflamatuvar” bir cevaptır. Ortaya çıkışında çevre koşulları, meslek, hobiler, kişisel faktörler, ülkelerin sosyokültürel düzeyleri önemlidir.
Kontakt dematitin klinik özellikleri: Akut dönemde; sulantı, vezikül, eritem, ödem, kaşıntı görülür. Subakut dönemde; pigmentasyon/eritem, ekskoriasyon, ragat, kurut, deskuamasyon görülür. Kronik dönemde; likenifikasyon görülür.
HIV infeksiyonu ile birlikte dünyada Tbc olgularında artış görülmüştür. İnfeksiyon hastalıkları içerisinde morbidite ve mortalitesi en yüksek olandır. Kişide infeksiyona yatkınlık bulaşmada önemlidir (genetik faktörler).
Deri tüberkülozlarının en sık görülen şeklidir.
Servikal adenit veya akciğer tüberkülozundan sonra hematojen veya lenfojen yolla ortaya çıkar. %90 hastada baş ve boyun bölgesine yerleşir. Genellikle asemptomatiktir. Genellikle burun, yanaklar veya kulaktan başlar ve çevre deriye yayılır. Başlangıç lezyonu kahverengi-kırmızı, düz yüzeyli veya hafif skuamlı yumuşak papül veya makül şeklindedir. Zamanla plak gelişir. Hipertrofi veya yüzeyde hiperkeratoz gelişebilir. Lezyonun bir alanda gerilemesi ve başka bir alanda ilerlemesi neticesinde kenarları girintili çıkıntılı bir görünüm oluşturur. Atrofik skar gelişmesi lupus vulgarisin önemli bir özelliğidir.
Genetik olarak yatkın kişilerde, tetikleyici/etiyolojik faktörlerin etkisiyle, T hücre fonksiyonlarındaki immunolojik sapma sonucu gelişen, „kaşıntı-kaşıma döngüsünün oluşturduğu, kronik, yineleyen inflamatuar deri hastalığıdır. Nedeni kesin bilinmeyen; kalıtsal bir zeminde allerjen veya irritanlar etkisi ile ortaya çıkan, kronik yineleyen, inflamatuvar bir hastalıktır. Giderek artan insidansı; hava kirliliği, ev tozu akarları ile karşılaşmada artış, anne sütü ile beslenmenin azalması, atopik dermatit konusunda bilinçlenme gibi birçok faktörle açıklanmaktadır.

Atopi; herediter olarak çevrede bulunan birçok allerjene doğal yolla temas sonucu ortaya çıkan, IgE antikorlarına karşı immünolojik bir reaktivitedir. Belirtileri hedef organa göre değişiklikler gösterir; deride dermatit, gözde konjunktivit, burunda alerjik rinit, GIS‟de diare, akciğerde astma.
DR. MEHMET İLTEBER BAHADIR Tetikleyici faktörleri; anksiyete, ısı/nem, irritanlar (deterjan, yün, terleme), allerjenler, infeksiyonlar. olarak sıraladı.
Çocuklarda yüz ve ekstansör, erişkinlerde fleksüral likenifikasyon vardır. Ayrıca şunlar vardır tanı kriteri olarak; kronik ve tekrarlayan dermatit, kserozis, aile öyküsü, atopi öyküsü, erken yaşta başlama, palmar hiperlinearite, iktiyozis, keratozis pilaris, serum IgE‟de yükselme, deri enfeksiyonlarına yatkınlık, el – ayak dermatiti, meme başı ekzeması, keratokonus, denie-morgan çizgileri, orbitalsiyahlık, yün intoleransı, yiyecek intoleransı, beyaz dermografizm, perifolliküler yerleşim, keilitis, pitiriyazis alba.
Kendileri selim nitelikli oldukları halde, seyirlerinin herhangi bir döneminde % 10’un üzerinde kanserleşebilen hastalıklar “Prekanseröz Hastalıklar” olarak tanımlanır.

Çoğu durumda hastalar doğrudan bu yakınmalarla gelmeyip, diğer yakınmalarının muayenesi sırasında fark edildikleri için ve aynı başlık altında değişik hastalıklar bulunduğu için dünyanın hiçbir yerinde net bir sıklık vermek mümkün değildir. Fakat, deri kanserlerinde olduğu gibi Avustralya, Güney Afrika ve diğer tropik ve subtropik ülkelerde yaşayan beyaz tenli insanlarda çok rastlanır. Ülkemizde de prekanseröz hastalıklara sık rastlanılır.

ETYOLOJİ
Prekanserözlerin etyolojileri deri kanserleri ile aynıdır. Prekanserözler ve deri kanserlerinin etyolojik faktörlerini; Ultraviyole, Radyasyon, Isı, Travma, kimyasallar, enfeksiyonlardır.

Deri Kanserleri, Bazal Hücreli Karsinoma, Spinal Hücreli Karsinoma ve Malin Melanomadır.

Kaynağını deri eklerinden, özellikle kıl kökü çevresindeki epitelden alan, pratik olarak metastaz yapmayan ve en sık rastlanan deri kanseridir.

Dünyanın her yanında yaygındır. Genel sıklığı değişken olmakla birlikte % 0.2-0.8 gibidir.

Genellikle 50 yaş üzerinde ve erkeklerde daha fazla görülür. % 90’ın üzerinde yüz yerleşimi görülür. Göz iç açıları, yanaklar, alın, kulaklar en çok sevdiği alanlardır. Daha sonra gövde ve ekstremiteler gelir. Avuç içi, ayak tabanları ve mukozalarda hiç görülmez. Prakanseröz lezyonlar üzerinde çok görülmez, büyük çoğunluğu normal görünen güneş hasarlı deride ortaya çıkar. Çok yavaş ilerler. İlk başlangıç şekli genellikle 3-4 mm çapında deri rengi-pembemsi parlak papüllerdir ve bu yapı bir inci tanesini andırır. Yaklaşık 6 ay kadar sonra 1 cm çapına vardığında farklı klinik yapılar oluşturur.

Kaynağını melanositlerden alan, çok hızlı ilerleyen ve metastazlarla 1-3 yılda ölüme neden olan çok habis bir deri kanseri tipidir.

Dünyanın her tarafında yaygın, beyaz ırkta ve güneşli ülkelerde sık görülen bir hastalıktır. Dünyada artan bir sıklıkta görülmektedir. Tüm deri kanserlerinin yaklaşık % 4’ünü oluştururken deri kanserine bağlı ölümlerin % 80’ini oluşturur.

UV yine en önemli etkendir, yalnız burada toplam etkiden çok ani, yanık yapacak derecede güçlü yüksek doz UV daha etkilidir. Lentigo malin ve üzerinde gelişen melanom (LMM) ise kümülatif etkiyle yakından ilgilidir. Ayrıca travma tetikleyici olabilir. Çok sayıda, büyük ve düzensiz nevusları olanlarda risk daha fazladır.

Diğer deri kanserlerinin aksine 20-50 yaşlar arsında sık görülür ve her iki cinste eşittir. Başlangıç ya normal görünen deriden (%60- 65), ya nevuslardan (%30-35), yada lentigo malin üzerinden (% 5) olur. Normal deri üzerinden olan gelişmelerde, birden ortaya çıkan 3-4 mm çaplarında siyah bir lezyon vardır. Hasta çok dikkatli bir gözlemci değilse, özellikle de lezyon gözden uzak bir alandaysa fark edilmesi çok zordur ve yakalandığında genellikle vertikal büyüme vardır. Nevusların üzerinde gelişenlerde ise nevusta bir-iki ay gibi kısa bir zamanda hızlı değişiklikler değişimin göstergesi olabilir. En önemli değişiklikler boyut, renk ve şekil değişiklikleridir. Bunların dışında kalan her türlü hızlı değişiklik de (yüzeyde kabalaşma, çevrede enflamasyon vb) uyarıcı olmalıdır.

Eritema nodozum tanısı için “palpasyon” gereklidir. Tedavisinde Altta yatan nedenin ortadan kaldırılması, yatak istirahati + elevasyon, ıslak pansuman, NSAI, sistemik/intra lezyonel kortikosteroid (şiddetli olgularda ve primer neden gözönüne alınarak), potasyum iyodur (nüksler engellenemiyorsa), kolşisin, dapson verilebilir.
Genellikle alt ekstremitelerin ekstansör yüzlerinde lokalize, simetrik, inflamatuar, spontan gerileyebilen, noduler lezyonlarla karakterize bir aşırı duyarlılık reaksiyonudur. En sık 20-30 yaşlarda ve kadınlarda görülür. Hastaların %35-50 de neden saptanamaz ve idyopatikolarak değerlendirilir. Streptokok infeksiyonları; en sık nedendir, enfeksiyondan ortalama 3 hafta sonra başlar. Behçet hastalığı; genellikle migratuar karakterdedir. İlaçlar; oral kontraseptifler, sulfonamid, bromur, iyot, altın, antibiyotiklerden dolayı kaynaklanabilir. Tüberkuloz, sarkoidozisdan dolayı olabilir. Lepra; ‟‟eritema nodozum leprozum‟‟ adını alan lezyonlar yaygın ve ülsere olabilir. Nonspesifik prodromal belirtilerle başlar; halsizlik, ateş, artralji özellikle dizde, sabah sertliği, baş ağrısı. En sık tibia ön yüzde yerleşen ağrılı, simetrik, sert, lokal ısı artışı olan, çapları 1-10 cm arası eritemli nodoziteler şeklindedir. Yüz, kollar, uylukta da olabilir. Nodozitelerin sayısı değişkendir. Nüksler; altta yatan nedene bağlı olarak sık görülür. İlk başta nodüller parlak kırmızıdır. Sonra livid-mor ve sarı yeşilimsi bir hal alır. Ülserasyon görülmez. 3-6 hafta devam edip postinflamatuar hiperpigmentasyonla skarsız geriler.
Topikal tedavi: Antibiyotikler: eritromisin ve klindamisin etkilidir. Metronidazol, papül ve püstüllere etkilidir, eritem üzerinde etkisi sınırlıdır, uzun süreli kullanılabilir. İmidazoller, retinoidler, azeleik asit.

Sistemik tedavi: Antibiyotikler: tetrasiklinler, etkili değilse eritromisin veya diğer makrolidler verilir. Metronidazol: sistemik yan etkilerinden dolayı diğer tedavilere yanıt vermeyen olgularda verilir.
Özellikle yüzü etkileyen derinin kronik enflamatuar bir hastalığıdır. Rozase hastalarının derisinde sıklıkla güneş hasarı da bulunur. Etken ajan: demodex folliculorum. Rozase ve aknenin görülme zamanları farklı olmakla beraber her iki hastalık beraber de bulunabilir. Rozase yüzün orta bölgesini tutar; burun, yanaklar, çene, alın ve glabella. Ekstrafasiyal rozase kulak arka bölgeleri, göğüs V bölgesi, sırt, saçlı deri ve ekstremitelerde görülür. Rozasede eritem, telenjiyektazi, kızarıklık atakları, papül ve püstüller bulunur. Komedon bulunmaz. İleri evrelerde granülomatöz değişiklikler bulunabilir.
Lues, frengi gibi eşanlamlıları da bulunan sifiliz, tedavi edilmediği zaman son derece kronik seyredebilen bir enfeksiyon hastalığıdır. Deri ve iç organların hemen hemen tamamını tutabilir. İnsandan insana cinsel yolla bulaşır, buna direkt bulaşma denir. İndirekt olarak; gebe kadınlardan çocuklarına, muayene esnasında hekim ve hemşirelere, kan nakli yapılan insanlara, hamam havuz sauna gibi mekânların yeterince temiz tutulmadığı ortamlarda, sık görüşen insanların ortak kullandığı havlu vb giysilerden de nadir olarak bulaşabilir. Bunlara masum bulaşmalar da denir. Sifiliz öncelikle deri ve mukozalarda gözlenen, ancak tüm iç organları tutabilen sistemik bir infeksiyon hastalığıdır. Hastalık dönem dönem belirti vermeksizin sinsi seyretmekte, erken dönemlerinde yüksek bulaşıcılık gösterirken, geç dönemlerinde ciddi ve kalıcı komplikasyonlara neden olmaktadır. Kardiyovasküler ve nörolojik komplikasyonların yanı sıra ölü doğum ve doğumsal sifiliz gibi sorunlu gebelik ve hastalıklı bebek doğumlarına da yol açabilmektedir.
Dr. Mehmet ilteber Bahadır immun yetmezlikli çocuklarda karşımıza daha sık çıktığını belirtti. Şiddetli anemi, kusma, diyare ve gelişme geriliği de eşlik eder. Erişkin tipi seboreik dermatit; saçlı deri, kaşlar, nazolabial oluklar, kulaklar, glabella, göğüs gibi bölgelerde eritemli, skuamlı, yağlı ve sarı skuamların görüldüğü hastalıktır. Pitriyazis amiantasea; özellikle çocukluk çağında saçlı deride görülen kronik gidişli saç boyunca yapışık sarımsı-beyaz skuamların görüldüğü hastalıktır. Saçlı deride olduğunda psoriasis, liken simpleks kronikus, kontakt dermatit ile karışabilecekken, yüzde olduğunda rozase, psoriasis, impetigo ve atopik dermatit ile ayırıcı tanıya girebilmektedir. Tedavide temel amaç; seboreyi ve fungal koloni- zasyonu baskılamak ve sekonder infeksiyonlara karşı önlem almaktır.
Seboreik dermatit, kronik seyirli, eritemli, skuamlı inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Saçlı deri, yüz ve gövde gibi sebase bezlerden zengin bölgelere yerleşir. Yetişkinlerin %1-3’ünde seboreik dermatit gözlenir. Yaşamın ilk 3 ayında ve 30-60 yaşlar arası en sık görüldüğü yaş grubudur.

Sedefe yatkınlığı olan kişilerde psikolojik stres ve sıkıntılar sedefi tetikleyebilir veya mevcut döküntülerin artışına neden olabilir. Bu nedenle stresi fazla olan kişilerin psikolojik yardım almasının hastalık şiddetini azaltıcı etkisi olacaktır. Ayrıca diş çürüğü, bademcik iltihabı, idrar yolları iltihabı gibi mikrobik hastalıklar ve sürtme, çarpma, kaşıma gibi zedelemeler, fazla alkol alınması, bazı metabolik hastalıklar (hipokalsemi) ve ilaçlarda tetikleyici olabilir.

Özellikle çocuklarda streptokok adında boğazda yerleşen bakteri enfeksiyonlarında sedefin alevlendiğini belirten Dr. Mehmet İlteber BAHADIR, bu nedenle sürekli bademcik iltihabı geçiren hastaların tam bir tedavi görmeleri gerekmektedir. Sıklıkla dermatologlar kişide bir şikayet olmasa bile boğazdan pamuklu bir çubuk yardımıyla kültür alıp antibiyogram testi isterler. Bunlar haricinde vücutta sürekli bir enfeksiyon kaynağının bulunduğu hastalıkların (örneğin çürük diş) tedavisi şarttır.

Sedef güneşli iklimlerde azalır ve özellikle kışın artış gösterir. Yine düşük rakımlı bölgelerde sedef hastalığı daha az görülmektedir. Kuru iklimlerde nem az olduğu için hastalar kabuklanan bölgelerinde daha fazla kaşıntı hisseder. Bu nedenle sedef hastaları nemli iklimi olan bölgelerde daha rahat edebilir. Yine kışın kalorifer ve sobaların etkisiyle hava kurur ve kabuklanmalarda kaşıntı artar. Dr. Mehmet İlteber BAHADIR’ın hastalarına tavsiyesi kışın bol nemlendirici kullanmaları yönündedir. Kışın banyo sonrası nemlendirici kullanmak kişideki kış aylarında görülen sedef lezyonlarının artışını önler.

Sedef hastalarının giyinmeleri, kullandıkları kumaşlar, giyiniş şekilleri, hastalığın seyrini etkiler mi gibi pek çok sorunun cevabını bu kısa makalede vermeye çalışacağız;

Her zaman belirttiğim gibi ana kuralımız cildin yağ ve nem dengesini doğru oranda sağlamaktır. Kliniğimizde her gün onlarca hastaya bakıyoruz, tecrübelerimizden yola çıkarak pek çok hastada gözlemlerimiz sonucu hastaların gövde, sırt ve karın kısımlarında hiçbir lezyon yokken yani tertemiz sapasağlam bir cilt gözlemlerken, kol ve bacaklarda çok yoğun özellikle plak yapmış ciltten kabarık sedef lezyonlarını gözlemleriz. O zaman sorumuz şu şekilde olmalı diyen DR. Mehmet İlteber Bahadır; kol ve bacaklarda sedef lezyonları varken hangi etkenler sebebiyle bu lezyonlar gövdede yani karın ve sırtta çıkmamıştır, bu sorunun cevabı aslında bizim nasıl giyinmemiz gerektiğini anlatır. Özellikle kışın iç çamaşırı, atlet fanila gibi sık dokunmuş, pamuklu, nemi içerde tutan gövdemizin darbe almadan saran kıyafetler sedef hastalığının vücutta yayılmasını engelleyen ana faktörlerdir. Kışın soğuk havanın kol ve bacaklara olan teması sedef hastalığı lezyonlarının bu bölgelerde yayılmasını sağlar, oysa nemi içerde tutan giydiğimiz iç çamaşırları cildin çatlamasını önlemiş ve lezyonların yayılmasına imkan vermemiştir. O zaman ilk sorumuza cevap vermek gerekirse; kışın gövdeyi ve kolları bileklere kadar saracak, nemi içerde tutan, sık dokumalı pamuklu sweatshirt tarzı giysileri sedef hastalarına tavsiye ederiz. Kaçınılması gereken giysiler ise kalın, yünlü, soğuk havanın cilde temasını engellemeyen kışlık kazak gibi giysilerdir. Bu tip giysiler de kişinin cildi hızla kurur cilt nemini kaybeder soğuk havayla temas eden cilt çatlar ve sedef hastalığı lezyonlarında artış olur. Bu tip kalın yünlü sık dokunmamış kazak tarzı giysiler giymek zorunda kalan hastalara mutlaka kalın kazaklarının altına kolları bileklere kadar uzanan bodyler giymelerini tavsiye ederiz. Bu sayede cildimiz kuruyup çatlamaz, kişinin cildi kendi yağı ile beslenir. Kişi soğuk havadan etkilenmez ve cildin yağ nem dengesi mükemmele ulaşır diyorum.

Dr. Mehmet İlteber Bahadır sözlerine şu şekilde devam etti;

Sedef hastalarında bu basit kurallar hayatımızın büyük oranda kolaylaşmasını sağlayacaktır. Kışın soğuk havada dışarı çıkarsanız özellikle kol ve bacaklarınızı koruyacak sweatshirt-body tarzı giyinmenizi öneririm. Bu kısa makaleler ile sizi bilgilendirmeye çalıştım. Hepiniz sağlıcakla kalın, hoşça kalın.

Dr. Mehmet İlteber Bahadır ile yeni bir söyleşide beraberiz. Tecrübelerini kendinden aktarmalarını bekliyoruz.

Sedef hastalığının çok sık tuttuğu bölgelerden daha önceki programlarda bahsetmiştik. Bu bölgeler kollar, bacaklar, saçlı deri, kulak arkası, diz ve dirsek gibi cildin daha sık darbe aldığı noktalardır. Gerçekten de artık bir hasta geldiğinde olsun olmasın tüm hastalarda alt bacak, diz, kollar ve dirseklere otomatik olarak bakıyorum ve hemen hemen gelen hastaların %80’den fazlasında bu bölgelerde sedef hastalığı lezyonları görüyoruz. Yüz bölgemiz bizim en değer verdiğimiz ve normal sağlıklı insanların da cilt bakımı yaptığı bölgelerin başında geliyor. Özellikle soğuk havalarda hemen hemen hepimiz yüz bölgemizde çeşitli yağ ve aromalar içeren kremler uygulayarak cilt bakımı sağlıyoruz.

Hatta pek çok kişide özellik bayanlarda yüzde krem kullanmak bir alışkanlık haline gelmiştir diyerek önemli bir noktanın altını çizmek istiyorum. Şimdi gelelim yüz bölgesinde sedef hastalığı olur mu sorusunun cevabına;

Gerçekte yüz bölgesi sedef hastalığı lezyonlarının kol, bacak gibi sık tuttuğu bölgelerden biri değildir. Bunun iki sebebi vardır, birinci sebebi;  yüzdeki ter bezleri sayesinde yüzdeki yağ nem dengesi vücudun diğer bölgelerine göre çok daha iyidir. Terleme ile beraber cildin yağlanması yüzümüzdeki cildi çok daha iyi besler. Yüz daha genç, parlak ve sağlıklı olarak gözükür. Bu sayede sedef hastalığı lezyonları yüzü çok fazla tutmaz diyen Dr. Mehmet İlteber Bahadır sözlerine şöyle devam etti; lezyonların yüzde fazla çıkmamasının ikinci sebebi ise;  yüzümüz kol, bacak, diz, dirsek gibi fazla darbe almaz. Çünkü bir insanın en çok özendiği koruduğu, kolladığı bölgelerin başında yüzümüz gelir. Gün içerisinde de yüzümüzü tüm çevresel faktörlerden, darbelerden koruruz. Daha önceki programlarda soğuk havanın cilde bir darbe olduğundan bahsetmiştik. Çeşitli yüz kremlerinde kullanılan A ve D vitamini içeren çeşitli aromatik yağlar ile yapılmış kremler kullanmak cildi soğuk havanın etkilerinden korur.” Bir kişi krem alırken içindeki yağların hangi özelliklere sahip olması gerekmektedir?”  Bu çok anlamlı bir soru diyen DR. Mehmet İlteber Bahadır sorunun cevabına şu şekilde devam etti;

Bunu aslında uzun bir söyleşi yaparak anlatmak lazım, çünkü kullanılan yağlar bizim kendi kliniğimizde tedavide kullandığımız ürünlerin başında geliyor. Hastalara kısaca şunu söyleyebilirim. Her yağ, yağ değildir. Her krem de sedef hastalarının kullanabileceği krem değildir. Krem alırken içinde pek çok kimyasal türev olmaması gerekmektedir, ikinci olarak yağların aromatik bölge yağları özellikle sıcak bölgelerde yetişen bitkilerden seçilmiş yani içinde D vitamini yüksek oranda olan yağları bizzat kendim seçerek hastalara uyguluyorum.

Yukarıda uzun uzun yüzde sedef hastalığının olmadığından bahsetmiştik. O zaman bir hasta bize geldi ve yüz bölgesinde sedef hastalığı lezyonu var, olmaması gerekirdi buradaki yanlış, eksiklik ya da fazlalık nedir? Sorunun birinci sebebi maalesef yüzümüzde kullandığımız kremler özellikle bayan hastalarda yüzde sedef hastalığı lezyonlarını daha fazla görürüz ona sebep, bayanların daha genç ve güzel görünmek için bir alışkanlık olarak erkeklerden daha fazla krem kullanırlar. Yanlış krem kullanımı cilt altında alerjik reaksiyon yapar ve kişinin cildi adeta bebek poposu gibi şişer, cilt kabarır. Bütün bunlar cilde darbe olarak algılanır ve maalesef hassaslaşan bölge iyileşme döneminde yerine sedef hastalığı lezyonlarını bırakır. Sonuçta yanlış krem seçimi ve aşırı kullanımı yüz bölgesinde sedef hastalığının ana sebebidir.

Diğer sebepleri saymak gerekirse; akne, yüz bölgesine dövme yaptırılması, saçlı deride sert tarak kullanılması , yüzde piercing kullanılması cilde darbe olarak algılanır ve sedef hastalığının yüzde artmasına sebep olur.

Yüzde krem seçimi başta olmak üzere tüm etkenler sedef hastaları tarafından dikkate alınmalı ve uyulmalıdır. Bu kendilerinin çok daha rahat bir hayat sürmesini sağlar. Biz yüzde kortizonlu krem kullanılmasını asla önermiyoruz, zaten daha ince ve narin olan cilt çok kısa bir süre de incelip yok olur diyen  DR. Mehmet İlteber Bahadır;  kortizon sürmenin yüzde sedefi arttırabileceğini söyledi.

Dr. Mehmet İlteber Bahadır; kremlerde hangi yağların seçilmesi gerektiği konusunda kliniğine gelen hastalarına daha detaylı bilgiler verdiğini söyledi. Şu ana kadar bine yakın iyileşmiş hasta fotoğrafı yayınladığını anlatan ve hiçbir klinikte böylesine büyük bir başarı oranı olmadığı söyleyen DR. Mehmet İlteber Bahadır yağ seçiminde kendisinin bitkisel yağlar ve içinde D vitaminin fazla olduğu güneş ışığını çok  gören mümkünse yaz güneşi altında 3 ay bekletilmiş yağları önerdiklerini belirtti.

Sedefsiz cildin yaralanması bu bölgede yeni sedef lezyonlarının oluşmasına neden olabilir. Bu duruma Köbner fenomeni adı verilir. Güneş yanığı ve kesikler bu duruma yol açabilir. Güneş sedef için çok iyi olsa da uzun süre yakacak derecede güneşlenmekten kaçınılmalıdır. Sedef hastaları kesinlikle kalıcı dövme yaptırmamalıdır çünkü dövme yapılan yerlerde de sedef ortaya çıkabilir. Sedef yaralarında yoğun kaşıntı çevre deride de Köbner fenomeni etkisiyle yeni sedef yaralarının oluşmasına yol açabilir bu nedenle tedavi edilmelidir. Ayrıca çoğu sedef hastası kabuklarla oynayıp koparır. Bu durum da yine aynı probleme neden olabilir.

Yapılan çalışmalar özellikle ciddi hayat değişimlerinde sedefin değişiklik gösterdiği saptanmıştır. Yeni yapılan bazı araştırmalarda stres ile beraber vücutta bağışıklık sistemini tetikleme özelliği olan bazı maddelerin kanda arttığı belirlenmiştir. Sedef hastalığı bayanlarda özellikle genç kızlık dönemlerinde sıkça görüldüğünün altını çizen Dr. Mehmet İlteber BAHADIR, bayanların bu dönemde daha yoğun stres yaşadığını düşünmektedir. Gene bayanların aşırı stresli dönemlerinden bir tanesi de hamilelik ve hamilelik sonrası dönemdir. Bu dönemlerde bayanlar hem aşırı stres artması, hem de hamilelik sonrası hormon çekilmelerinden dolayı vücutlarındaki lezyonlarda çok ciddi bir artış görülmektedir. Yine ayrıca pek çok bayan sedef hastalığı ile ilk kez bu dönemde karşılaşır.

Sedef hastalığı erkeklerde her yaşta görülmekle beraber bayanlarda olduğu gibi çok spesifik değildir. Özellikle erkeklerde kişisel stresin arttığı dönemlerde hastalar sedef hastalığına ilk kez yakalandığını belirten Dr. Mehmet İlteber BAHADIR, Örnek vermek gerekirse pek çok hastamda kişi son 1-2 yılda ticari işlerinin bozulduğundan bahseder. Veyahut ailesinde, anne-baba gibi ebeveyn ölümlerinin olduğunu görürüz. Bu dönemlerde erkeklerde sosyal ve psikolojik çöküntülerin sık olduğunu görürüz. Kişiler sedef hastalığı ile ilk kez bu dönemde karşılaşırlar. Ayrıca Dr. Mehmet İlteber BAHADIR genç erkeklerde üniversite sınavının ve askerlik döneminin sedef hastalığını tetiklediğini özellikle belirtti.